Balkanların Fethinden Bugüne Kosova Sultan Murad Hüdâvendigâr Türbesi


Meşhed-i Hüdâvendigâr Türbesi, makam türbesi olarak Priştine-Vıçıtırn yolunun sağ tarafında, Priştine’den 6km. uzaklıkta, Sultan Murat Hüdâvendigâr’ın Kosova Ovasında şehit olduğu yerde inşa edilmiştir. Türbenin, ilk olarak Yıldırım Beyazıt döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir.

 

Osmanlıların Balkanlardaki durumunu tayin edecek Kosova Savaşı, Sırp kaynaklarına göre 20 Haziran 1389’da, bizim kaynaklarımızda ise 10 Ağustos 1389 Salı günü (hicrî 16 Şaban 791) yapılmıştır. Hoca Sa’deddin ve Hayrullah Efendi bu tarihi 27 Ağustos olarak vermektedirler.

 

Ordunun sağ kolunda Kütahya ve Hamid Sancak Beyi Bâyezid kumandasında Rumeli Beylerbeyisi Kara Timurtaş Paşa, Evrenos Bey ile diğer tecrübeli kumandanlar, sol kolda ise Karesi Sancak Beyi Yakub Çelebi kumandasında Anadolu Beylerbeyisi Saruca Paşa ile Germiyan, Hamid, Teke, Menteşe ve Aydın kuvvetleri yer almakta idi. Merkezde ise padişah bulunuyordu. Ayrıca ordunun sağ ve sol kanatları önüne biner okçu konulmuştu. Veziriazam Ali Paşa, Pâdişah’ın yanında yer almıştı.

 

Savaşa katılan tarafların kuvvetlerinin sayısı hakkında kaynaklarda kesin ve ittifakla kaydedilen bir rakama rastlanmamaktadır . Ancak, Osmanlı kaynakları düşman ordusunun çok kalabalık olduğunu ifade ederler. Hoca Sa’deddin, Bosna, Macar, Eflâk, Arnavud, Boğdan, Slav kavimlerinin, Sırplarla anlaşarak iki yüz bin kişilik bir ehl-i salib ordusu olduklarını belirtir . Neşrî’de daha mübalağlı rakam olarak düşman ordusunun üç yüz bin kişi olduğunu kaydeder .Müneccimbaşı ise, her iki ordunun asker sayısını değişik bir benzetmeyle şöyle ifade eder:

 

“Küffâr ordusu bu büyük kalabalıkla savaş yerine vardı. Müslümanlar bu orduya karşı siyah bir sığırın vücudundaki nokta kadar olan beyaz bir benek misali idiler”.

 

Hammer de düşman ordusunun Osmanlı ordusundan kat kat fazla olduğunu belirterek Sultan’ın bundan dolayı endişeye kapıldığını kaydeder . Neşrî ve Müneccimbaşı da bu endişeden söz ederler  .

 

Oruç Bey’in Osmanlı ordusunun (60.000) altmış bin kişiden ibaret olduğunu kaydetmesi, Hoca Sa’deddin’in düşmanın sayısı için verdiği 200.000 rakamını doğrular niteliktedir. Solak-zâde  de düşman ordusunun İslâm ordusunun beş misli olduğunu belirtir ve bu konuda bir rakam vermez .

 

Sultan Murad’ın savaştan önce Allah’a yakarışı ve ettiği dua, Mehmed Neşrî Efendi’nin Kitab-ı Cihan-Numâ’sında  şöyle dile getirilmiştir:

 

“Murad Hân Gazi, herkes yattıktan sonra abdest aldı. İki rek’at hâcet namazı kıldı. Yüzünü toprak üzerine koydu. O karanlık gecede cân ve gönülden Hak Taâlâ Hazreti’ne yakardı:

 

-İlâhi, dedi; bunca kerre hazretine duâmı kabûl eyle. Bir yağmur verip bu karanlığı ve tozu def’et. Âlemi nûrânî kıl. Tâ ki kâfir leşkerini iyice görüp yüz yüze cenk edebileyim. Mülk ve kul senindir. Sen kime istersen verirsin. Ben dahi bir nâçiz kulunum. Benim fikrimi ve sırlarımı sen bilirsin. Mülk ve mal benim maksûdum değildir. Buraya mülk ve kul için gelmedim. Hemen hâlis ve muhlis senin rızânı isterim. Yârab! Beni bu Müslümanlar’a kurbân eyle. Tek bu mü’minleri küffâr elinde mağlûb edip helâk eyleme. Yâ İlâhî, bunca nüfûsun katline beni sebeb eyleme. Bunları mansûr ve muzaffer eyle. Onlar için ben cânımı kurbân ederim. Tek sen kabûl eyle. Askerim için teslîm-i rûh etmiye râzıyım. Tek bu mü’minlerin ölümünü bana gösterme. İlâhî, beni civarında mihmân edip, mü’minler uğruna beni fedâ kıl. Evvvelce beni gazi kıldın, şimdi şehâdet nasîb et!

 

Çünkü Sultan Murad Gazi bu resmile baş açıp yüz yere koyup duâ kıldı, Hak Sübhânehu Taâlâ duasın müstecâb kıldı. Hemân gökyüzünü bir bulut çevirdi. Yağmur, gökyüzünü rahmete boğdu  .  ”

 

Türk ordusunun gösterdiği kahramanlık ve savaş planın mükemmelliği sayesinde üstün düşman kuvvetleri bozuldu . Sekiz saat süren savaştan sonra, düşman tam bir bozguna uğradı.

 

Savaş sonrasında Sultan Murad galibiyet şükranesi olarak, savaş meydanını dolaşıp otağına gelirken, bazı kaynaklarda yaralı bir Sırp asilzadesi olan Miloş Obiliç  (Kabiloviç), bazı kaynaklarda ise   Miloş adlı bir Sırp asilzâdesi tarafından, henüz savaş bitmeden Müslüman olduğu bahanesiyle, padişaha yaklaşıp at üzerinde iken zehirli bir bıçakla hançerlendiği kayıtlıdır . Miloş, hükümdarın çevresindeki askerlerce o esnada yakalanarak parçalanmıştır. Buna karşılık Sultan Murad ağır yaralı olmasına rağmen savaşı sonuna kadar idare etmiş, öleceğini anlayınca da büyük oğlu Şehzâde Bayezıd’ı çağırıp, devlet erkânının da tasvibiyle hükümdarlığı ona bırakmıştır. Neşrî, padişahın bıçaklandığı yerde şehid olduğunu, devlet erkânı tarafından çadıra çağrılan Bayezıd’ın tahta çıkarıldığını yazmaktadır .

 

Sultan Murad Hüdâvendigâr’ın Sırp Miloş Obiliç tarafından şehid edilmesi üzerine cesedi tahnid (ölüyü bozulmaması için belirli formül dahilinde ilaçlama) edilerek, Bursa Çekirge’de yaptırmış olduğu türbesine defnedilmiştir . İç organları ise, vefat ettiği yerde, oğlu Yıldırım Bayezıd tarafından inşa edilen ilk türbeye gömülmüştür.

 

Meşhed-i Hüdâvendigâr Türbesi’nin orijinal hâlini bilmiyoruz. Rumeli’nin bir çok yerinde görülen fetih-şehidlerinin türbeleri gibi dört paye üzerine atılmış dört kemerden ve bunlara oturan bir kubbeden ibaret açık bir türbe olması pekala ihtimal dahilindedir . Dört payeye oturan, dört kemer tarafından taşınan bir kubbenin örttüğü bu açık türbe, sonraları kemerlerin aralarının doldurulması suretiyle dört köşe bir türbe hâline getirilmiştir.

 

Ancak farklı dönemlerde, yapının değişik onarımlardan geçtiği bilinmektedir. Türbe, ilk olarak Melek Ahmet Paşa’nın Rumeli Beylerbeyliği döneminde, 17.yüzyılın ikinci yarısında geniş çaplı bir onarımdan geçmiştir. 1660 yılına doğru Evliya Çelebi, Sadrazam Melek Ahmed Paşa’nın yanında olarak türbeyi ziyaret ettiklerinde, türbenin bakımsız ve harabe durumunu görürler . Evliya Çelebi’nin tavsiyesi üzerine Melek Ahmed Paşa civardaki Müslüman halkına iki kese kuruş (1000 akçe) vermiş ve türbenin temizlenmesi için getirttiği reâyaya, bir hafta içinde, yüksek bir duvarla büyük bir kapı yaptırtmış ve yüzlerce çeşitli meyve fidanı diktirtmiştir. Ayrıca bir kuyu açılmış, türbeye bakmak için ailesiyle burada oturacak olan bir türbedar ve yeni kurulan vakfı denetlemek için civardaki yerlerde bulunan ileri gelen kişilerde nâzır olarak atanmışlardır. Bu tarihten sonra türbe, birkaç kez yine ihmale uğramışsa da, zaman zaman küçüklü büyüklü onarımlar görmüştür .

 

1848 yılında türbe esaslı bir şekilde onarılmış ve Sultan Abdülmecid (1839-1861)’in bir beratı ile aslen Buharalı olan Hacı Ali 300 kuruş maaşla türbedar olarak atanmıştır . Bugünkü türbedar, Fahri Türbedar’da bu soydan gelmektedir.

 

Meşhed-i Hüdâvendigâr Türbesi’ni ziyaret edenlerin dinlenme ve barınmalarını sağlamak amacıyla Sultan II.Abdülhamid’in vermiş olduğu emir üzerine ‘Selamlık Binası’ olarak anılan iki katlı yapı, 1896 yılında tamamlanmıştır. Ayrıca türbenin bitişiğinde bir camii yapılması için Priştine sancağı mutasarrıfı Mustafa Rükneddin Bey’in, II.Abdülhamid’in iradesini elde etmek için yetkili mercilere başvurmuşsa da müsaade alamadığı anlaşılmaktadır . 1906 yılında ise I.Murad türbesiyle bitişiğinde bulunan ‘Selamlık Binası’nın 28.065 kuruş sarfiyle onarımı yapılmış  ve II.Abdülhamid’in tahta çıktığı 1 Eylül tarihinde törenle açılmıştır.

 

Türbe daha sonra,  1909 tarihli tamir kitabesinden de anlaşıldığı üzere, Sultan Reşad’ın 16 Haziran 1911’deki Kosova’yı ziyareti sırasında  onarımdan geçmiştir . Türbede top atışları ile karşılanan Sultan, Balkanların Kâbe’si sayılan Meşhed-i Hüdâvendigâr’ı ziyaret eder . Ziyaretten önce Kosova Ovası’nda 20 bin veya 100bin kişi olarak tahmin edilen kalabalık bir toplulukla namaz kılınmış, özel olarak yapılan minberde Manastırlı İsmail Hakkı Efendi vaaz vermiş ve padişah beyannamesi okunmuştur . Ziyaret dolayısıyla türbe onarılmış, avlusu kesme taşla döşenmiş, yeni bir çeşme yaptırılmış, türbenin bugünkü tamir kitabesi konulmuş ve avluya Reşadiye Medresesi’nin temeli atılmıştır.

 

Türbenin onarımına başlanıldığı 1911 yılında Kosova bölgesinin ileri gelenleri, Sultan Murad’ın şehid edildiği günün, millî gün olarak ilan edilmesi ve her yıl bütün Osmanlılar tarafından bu tarihte türbenin ziyaret edilmesini sağlamak için girişimde bulunmuşlardı . Ancak, bir yıl sonra çıkan Balkan Savaşı, bu girişimin gerçekleşmesini engellemiştir.

 

1912 yılında meydana gelen Balkan Savaşı’ndan sonra türbenin bakımını Sırbistan Hükümeti üzerine alır. 14 Mart 1914 tarihinde İstanbul’da Türkiye ve Sırbistan arasında imzalanan barış antlaşmasının 10.maddesi gereğince, türbenin bakımı ve onunla ilgili masraflar, Türk Hükümeti tarafından karşılanacaktı . Ancak, kısa bir süre sonra 1.Dünya Savaşı patlak verince, İstanbul Antlaşması da yürürlükten kaldırılır. 1.Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi, 2.Dünya Savaşı sırasında da işgal kuvvetleri tarafından türbede bulunan bütün eşyalar yağmalanır . Türbe, 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Yugoslavya Devleti tarafından himaye altına alınmış ve 1960-61 yıllarında esaslı bir şekilde onarılmıştır.

 

Türbe, dört sütuna oturan üstü kubbeli sundurması olan; kare planlı, kubbe ile örtülü bir yapıdır. Tamamen kesme taştan inşa edilen türbede; biri pencerelerin alt sövesinin altında, diğeri çatı hizasında olmak üzere iki silme çepeçevre yapıyı çevirmektedir. Türbenin, kübik kütlesinin üzerinde, kesme taştan sekiz köşeli bir kasnak yer almaktadır. Kurşunla kaplı kubbenin üzerinde, hilalli bir alem bulunmaktadır. Yuvarlak kemerli kapı sundurması, kemerler ve sütun başlıkları Meşrutiyet devri üslûbundadır. Bununla birlikte Sultan Reşad’ın türbeyi ziyareti esnasında çekilen fotoğraflarda (Resim-1), sundurmada ki kemer aralarının camekanlarla kaplı olduğu ve kemer köşelikleri üzerinde kalemişi süslemelerin olduğu açıkça görülmektedir.

 

Türbenin iç duvarları beyaz renkle badanalıdır. Kubbe içi ve kasnağında kalemişi süslemeler yer almaktadır. Düz yeşil renkli pûşîdeyle örtülü sanduka, kalebodurdan yapılmış bir platform üzerinde yükselmektedir. Türbenin zemininin döşemesinde ise; çeşitli halılar kullanılmıştır.

 

1990’lı yıllarda T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yapılan onarımda: türbe duvarlarına rast gele asılmış bulunan tablo, pano ve halı parçaları kaldırılmış; yanık türbe sanduka örtüleri; baş kısmındaki Arnavut fesi alınmış; sanduka civarındaki kilise şamdanları kaldırılmış; harap vaziyetteki avize sökülmüş; türbe başucundaki bağış köşesi dip köşeye taşınmış; yaklaşık yirmi beş yıldır boya-badana yapılmamış, türbenin iç duvar yüzeyleri (kubbe kasnağına kadar olan kısımların) sıva tamirleri yapılmak suretiyle Horasan harcı rengine boyatılmış; Türkiye’den getirilen kumaş ve örtülerle sanduka kaplanmış; Arnavut fesi yerine, Konya’da yaptırılan, dönemin Osmanlı Sultan kavuğu konulmuş; sandukanın dört köşesine Osmanlı üslubunda yapılmış yüksek boylu şamdanlar yerleştirilmiş; sandukanın güney ve kuzeyine ahşap oymalı rahleler, Kur’an’ı Kerim’ler ve tesbihler konulmuş; türbe ziyaretçi defteri ve bu amaçla kullanılan ahşap kürsü sandukanın ayak ucuna alınmış; türbedeki otantik havayı bozan tül ve kumaş perdelerle, kornişler, yerlerdeki koyun postları kaldırılarak tekke görünümüne son verilmiş; türbe, bekçi kulübesi ve türbedar evinin tüm kırık camları değiştirilmiştir.

 

Türbenin giriş kapısı üzerinde yer alan kitabe, talik hatla üç satır olarak ve iki sütun hâlinde yazılmıştır. Kitabe, türbede 1909 yılında yapılan tamire aittir. 120x20cm.ölçülerinde olan kitabenin manzum tarihinin şairi Şefket’tir. Kitabede ebced hesabıyla verilen tamir yılı, ‘ta’zim eyleriz’ cümlesiyle verilmektedir. Ebced hesabıyla, bu cümle hicrî 1327/ milâdî 1909 yılını göstermektedir. Kitabeden türbenin Sultan Reşad’ın türbeyi ziyaretinden iki sene önce tamir geçirdiği anlaşılmaktadır. Tamir kitabesinin transkripsiyonu şu şekildedir:

 

“Pek harap olmuş idi türbe-i Şah-i Murad

 

Emrü ferman eyledi tamirini Sultan Reşad

 

Bir zafer tarihini yad ettiren millete

 

Ruh-i pâk-i şad eden âlî himmete

 

Arz edüp bu cevher-i tarihi ta’zim eyleriz

 

Meşhedin ihyasını (Şevkat) sa’adet bekleriz  . ”

 

(Hicrî 1329 / Milâdî 1909)

 

Türbenin haziresinde Hafız Mehmed Paşa ile Rifat Paşa’nın mezarları bulunmaktadır. Avlunun içinde giriş kapısının tam karşısındaki duvar da Sultan Reşad’ın bir çeşmesi, bir de dış duvar yüzeyinde Ali Hacı (Selamlık) çeşmesi yer almaktadır.

 

Sultan Murad Selamlık Binası, Sultan Murat Hüdâvendigâr’ın türbesi avlusunda 1896 yılında inşa edilmiştir. Yaptığımız incelemede Türbede, Sultan Abdülaziz’in beratıyla maaş karşılığı türbedarlık vazifesi verilen Buharalı Hacı Ali ailesi, günümüzde de bu görevini  devam ettirmektedir ve selamlık binasında kalmaktadırlar. Yapının günümüzde acil onarıma ihtiyacı bulunmaktadır. Selamlık Binası üzerinde herhangi bir kitabe yer almamaktadır.

 

Sultan Murad Türbesi haziresin de Hafız Mehmed Paşa ile Rifat Paşa’nın lahit şeklinde mezarları yer almaktadır. Mezar taşları, oldukça bakımlı durumdadır. Hafız Mehmed Paşa Mezarı, Sultan Murat Hüdâvendigâr’ın Kosova Ovasındaki makam türbesi haziresi batı köşesinde yer almaktadır. Mermerden ve lahit şeklinde olan Hafız Mehmed Paşa mezarı, taban mermeri ile 15cm. yükseklikteki bir kaide üzerinde bulunmaktadır  . Mermer lahtin her yüzeyinde, taş işçiliği süslemeler mevcuttur. Mezarın üstü, yatay mermer taşıyla örtülüdür. Mezarın dörtgen kaide üzerinde yükselen baş ve ayak taşları silindir şeklindedir. Her iki taşın üst bölümlerinde güzel işlenmiş, çiçek motifleri yer alırken, üstlerinde başlık taklidi  süslemeler bulunmaktadır.

 

Mezar taşının kitabesi, mermer üzerine sülüs ile yazılıdır. 16 satırdan oluşan kitabe, 103x33cm. ölçülerindedir. Manzum tarihin şairi Muhtar’dır. Hafız Mehmed Paşa Mezarı’nın kitabesinin transkripsiyonu şu şekildedir:

 

“Allah –Bâkî

 

Hafız-ı lafz-ı dilârâ-yı kelam-i ezelî

 

Kosova vali vâlâsı Mehmed Paşa

 

Dinine devletine padişah-ı zîşana

 

Sıdk ile hizmete say’eyler idi subh ü meşâ

 

Nûr-i iffet mütecelli idi dîdârından

 

Pertev-i sıdk ü salâh idi yüzünden peyda

 

Hangi bir memlekette olmuş idiyse me’mur

 

Ol yeri eyler idi adi ile ma’mure sera

 

Namını hayr ile ibka ederek âlemde

 

Akibet eyledi gülzâ-ı na’îmi me’va

 

Geçme, bir Fatiha kıl ruhuna yahu ihda

 

Rahmetullahi aleyhi ve ala ehl-i beka

 

Sevdiğim zât idi  Muhtar dedim tarihin

 

“Azim-i bezm-i bihişt oldu Mehmed Paşa

 

Sene 1321”

 

(Milâdî 1903 ).

 

Rifat Paşa Mezarı, Sultan Murat Hüdâvendigâr’ın Kosova Ovasındaki makam türbesi haziresi güneybatı köşesinde yer almaktadır. Lahit şeklinde olan Rifat Paşa mezarı, 50cm. yükseklikteki kesme taştan bir kaide üzerinde bulunmaktadır. Mezarın üstü, yatay mermer taşıyla örtülüdür. Mezarın baş ve ayak taşları silindir şeklindedir. Taş işçiliğiyle, güzel işlenmiş bir vazo içinden yükselen bu taşlar, alt kısımlarda dar olurken, yukarıya doğru gittikçe genişlemektedir.

 

Mezar taşının kitabesi, mermer üzerine sülüs ile yazılıdır. 10 satırdan oluşan kitabe, 130x35cm. ölçülerindedir. Rifat Paşa Mezarı’nın kitabesinin transkripsiyonu şu şekildedir:

 

“Lâ ilâhe illallâh

 

Muhammeden Resulallah

 

Mukaddema Silistre baş

 

Kumandanı olup muahharen

 

Sofya Ordu-yu Hümâyunu  kumandanı

 

İken Priştine’de irtihal-i

 

dar-i bekâ eden efahim-i müşiran-ı

 

kirâm-ı maal-i ittisamdan

 

Rifat Paşa’nın ruhuna Fatiha

 

Fî 22 Cemaziye’l-ahir  Sene 1276”

 

(Milâdî 1859 ).

 

Sultan Murad (Ali Hacı) Selamlık Çeşmesi, türbenin arkasında yer alan Selamlık binası avlusunda yer almaktadır. Çeşme, Yakovalı Ali Hacı tarafından Hicrî 1316 /Milâdî 1898’de inşa ettirilmiştir. Çeşmenin, ön yüzü mermerden inşa edilmiştir. Tek lülesi olan çeşmenin, kurnası betondur. Lüle, kitabe üzerinde bulunmaktadır. Kitabe üzerinde bulunan niş üzerinde, saksı içerisinden uzanan dallar yer almaktadır. Kitabe ortasında da bitkisel bir süsleme bulunmaktadır. Türbeyi ziyaretimizde, çeşmenin gayet bakımsız durumda olduğunu gördük.

 

Çeşmenin kitabesi, mermer üzerine sülüs ile yazılıdır. Kitabe, 40x28cm. ölçülerindedir . Çeşmenin kitabesinin transkripsiyonu şu şekildedir:

 

“İhtiyacata muvaffak âsâr-ı hayriye vücuda getirmekle

 

temeyyüz eden Priştine’de Yakovalı tüccar Ali Hacı bu mevki-i

 

mukaddeste susuzluktan çekilen müşkülatı

 

ref ile meslek ve ordu-yu celi-i hilafet penahiye

 

muvaffak harekette bulunmuş ve Hüdâvendigâr Gazi

 

hazretlerinin ruhuna şad etmiş olduğundan dolayı

 

“Hayr” ile yad olunsa sezadır

 

sene 1316”

 

(Milâdî 1898).

 

Sultan Reşad Çeşmesi, türbe avlu girişinin hemen arkasında, duvara bitişik olarak.  Hicrî 1329/Milâdî 1911’de Sultan Reşad tarafından inşa ettirilmiştir. Çeşmenin, tamamı mermerden inşa edilmiştir. Tek lülesi olan çeşmenin, kurnası mermerdendir. Lüle, kitabenin altında bulunmaktadır. Çeşme, duvara dayalı bir ayna taşından oluşmaktadır. Ayna taşının her iki tarafında dörtgen şeklinde birer sütunu ve üstünde de yarım dairevi şeklinde bir üst nişi vardır. Türbeyi ziyaretimizde, çeşmenin çalıştığı gözlemlenmiştir.

 

Çeşmenin kitabesi, mermer üzerine sülüs ile yazılıdır. Kitabe, 38x20cm. ölçülerindedir . Kitabenin manzum şairi Şefket’tir. Kitabedeki son satırdan ebced hesabıyla çeşmenin inşa tarihinin Hicrî 1329/Milâdî 1911 olduğu anlaşılmaktadır. Bundan da çeşmenin Sultan Reşad’ın Rumeli’yi ziyaretinden iki yıl sonra inşa edildiği ortaya çıkmaktadır.

 

Çeşmenin kitabesinin transkripsiyonu şu şekildedir:

 

“Şehriyar-ı zihimen şahin şah-ı âlî nejat

 

Teşnigân-ı meşhed-i ab-ı keremle kıldı şad

 

Eyledi ihya bu rana çeşmeyi Sultan Reşad

 

Çıktı bir tarih-i Şevkat “feyzgah-ı ittihâd”

 

sene 1329

 

(Milâdî 1911).

 

Sultan Murad Türbesi’nin son restorasyonu ise, 26 Ağustos 2004 tarihinde Priştine’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını (Kosova Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı) Temsil Eden Kosova’daki BM Geçici Yönetimi (UNMIK) Arasında Yapılan Kültürel İşbirliği Anlaşması” çerçevesinde gerçekleştirildi. Kosova’nın başkenti Priştine yakınında 1389 yılında Osmanlı ile Balkan milletleri koalisyonu ordularının çarpıştığı Birinci Kosova Meydan Muharebesi’nin yapıldığı Kosova Ovasındaki Sultan Murad Hüdâvendigâr Türbesi, çeşmeleri ile Selamlık binasının 1 Mayıs 2005 – 31 Aralık 2005 tarihleri arasında Türkiye Diyanet Vakfınca restorasyonu sırasında gerçekleştirilen inşaat çalışmaları bünyesinde ziyaretçiler için modern tuvaletler ve türbeyi koruyan türbedar ailesine ev yapıldı. Sultan Murad Türbesi’nin aslına uygun olarak onarılması için restorasyon çalışmalarında 2 mimar, 1 inşaat mühendisi ve 20 kadar usta ve işçi görev yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürlü¤ü tarafından finanse edilen restorasyon çalışmalarını, Mostar Köprüsü’nün restorasyonunu gerçekleştiren Erbu inşaat şirketi üstlendi. Restorasyon çalışmaları sonunda Sultan Murad Türbesi hak ettiği güzelliği ve tarihi önemini yeniden kazanmıştır .

 

Yüzyıllar boyunca çeşitli bilginler ve araştırmacılar tarafından incelenen türbe, günümüzde Balkanlar’da Türk varlığının önemli, tarihî ve dinî bir sembolü hâlindedir. Meşhed-i Hüdâvendigâr Türbesi, Kosova dışında yaşayan Türkler ve Müslümanlar tarafından da önemli bir ziyaretgâhtır. Balkanların kapısını 1389 yılında yapılan Kosova Savaşı’nda iman ve bilek gücüyle açan,  Osmanlı ordusu ile Sultan Murad’ın adaleti ve kahramanlığı daha sonra diğer milletler arasında destanlaşmıştır.

 

Tarihçilerin çoğu, O’nun kumandanlığını yaptığı savaşları ve karakteri üzerinde uzun uzadıya durmuşlardır. Ünlü Osmanlı tarihi yazarı Hammer’in Sultan Murad’la ilgili sözleriyle yazımıza son veriyoruz: “Murat’ın hayatı, takma adları olan ‘Hüdâvendigâr’ve ‘Gazi’nin derin bir ifadesinden ibarettir. Cihad yolunda yorulmayan bir savaşçı, adaletli bir hükümdardır”.